Kaizen'i yıllardır iş hayatında anlatıyor, uyguluyor ve üzerine düşünme fırsatı buluyorum. Şunu farkettim ki, Kaizen!in en güzel örneklerinden bazıları ofiste ya da fabrikada değil, oğlumla geçirdiğim zamanların içindeymiş. Birlikte bir şeyleri daha kolay yapmaya çalışırken, aslında ona sadece Kaizen'i anlatmadığımı, benim de ondan bir şeyler öğrendiğimi fark ediyorum. Çünkü sürekli iyileştirme bazen çok basit bir soruyla başlıyor: “Bunu bir sonrakinde biraz daha iyi nasıl yapabiliriz?” Bence Kaizen'i en güzel anlatan cümle tam olarak bu...
Kaizen deyince çoğumuzun aklına fabrika, üretim hattı, 5S, standart iş, israflar ve sürekli iyileştirme geliyor değil mi? Benim de yıllarca iş hayatında anlatmaya, uygulamaya ve sahada geliştirmeye çalıştığım konulardan biri bu. Ama son zamanlarda kendime başka bir soru sormaya başladım. Kaizen'i sadece iş hayatında mı uyguluyoruz? Aslında hayır, Kaizen hayatın içinde. Hatta bazen en güzel Kaizen örnekleri fabrikada değil, evde ortaya çıkıyor. Oğlumla birlikte sabahları okula gitmek üzere servise inmeye hazırlanırken her sabah rutin şeyler yaşıyoruz. Çanta hazırlanıyor, bir şey aranıyor, bir kitap eksik çıkıyor, belki çantanın içinde oluyor ama nereye konduğunun farkında olunmuyor, o gün futbol oynanacaksa ayakkabı aranıyor. Eminim bir çoğunuz için çok benzer süreçler. 😊 Biz burada aslında bir proses yaşamıyor muyuz? Girdiler belli. Çıktı belli. Ama prosesin içinde gereksiz beklemeler, aramalar ve tekrarlar var. Yani tam anlamıyla Mudalar var. Oğluma dönüp: “Sabahları en çok hangi işimiz zaman kaybettiriyor?” diye sordum. İşte Kaizen bazen böyle başlıyor. Büyük bir toplantıyla değil, bir soru ile.
Oğlumun okul çantasını düşünelim. Her sabah kitaplar kontrol ediliyor. Peki bunu akşamdan yapamaz mıyız? Ayakkabıları düşünelim. Sabah çıkarken nerede olduklarını aramak yerine, eve geldiğimizde hep aynı yere koyamaz mıyız? Bunların hiçbiri büyük projeler veya zorluklar değil. Kimseye proje sunumu yaptırmaya da gerek yok. Ama hepsinin ortak bir noktası var: Bugün yaptığımız işi, yarın biraz daha kolay hale getirmeliyiz.
Aslında tüm bunların temeli de 5S’e dayanıyor. Mesela oğlumun odası. Bir mühendis ve danışman gözüyle bakarsanız, orada ciddi bir 5S projesi çıkarabilirsiniz, unutmayın bir de erkek çocuğu... 😊 Ama çocuğa: “Şimdi Seiri, Seiton, Seiso yapıyoruz.” dersek muhtemelen tüm gün trip çekeriz. Onun yerine: “Haydi odadaki her eşyamızın, nesnenin bir yeri olsun” diyebiliriz.
Tüm bunlar için şu farkındalığımızı unutmayalım. Bir şeyi aramak için harcadığımız zaman da bir israftır.
Bence çocuklara Kaizen'i anlatırken en önemli nokta bu, her şeyi bir anda değiştirmeye çalışmayıp, küçük küçük değişiklikler yaparak ilerlemek. Oğlumun odasını bir günde mükemmel hale getirmeye çalışmak yerine, sadece küçük belki bir, belki bir kaç probleme odaklanmak. Mesela, kalem kutusunda aradığı kalemi bulmak neden zor, çünkü her şey bir arada, kalabalık ve karışık. Peki, en sık kullandıklarını ön ve ayrı bir göze koysak ve bir hafta denesek. İşe yaradıysa devam. Al sana Kaizen. Yaramadıysa da yeniden zorlandığımız şeyi bulup ona odaklanalım. Çünkü Kaizen'in içinde başarısız denemeler de vardır, hatta olmalıdır da. Hayattaki her başarısız deneme de çok kıymetlidir bize nasıl olmayacağını öğretir. O yüzden ben sahadaki tüm operatör arkadaşlara hep şunu söylerim. “Arkadaşlar sahada her birimizin bir çok gözlüğü olmalı, Kaizen gözlüğü, poka yoke gözlüğü, ECRS gözlüğü gibi. Hep daha iyi nasıl yapabiliriz hayatımızın bir parçası olmalı.
İş hayatında sürekli söylediğim bir cümle var: “Sahada çalışmayan hiçbir sistem kalıcı olmaz.” İşte hayatımızda da uygulamadığımız hiçbir yöntem alışkanlığımız ve kültürümüz haline gelmez. Kaizen'i toplantılarda anlatabiliriz. Sunumlar hazırlayabiliriz. Kontrol listeleri oluşturabiliriz. KPI'lar koyabiliriz. Ama çocuklarımızın Kaizen'i anlamasını istiyorsak, belki de önce evde onlara öğretmemiz ve göstermemiz gerekiyor.
Oğlumun gelecekte ne iş yapacağını bilmiyorum. Mühendis mi olur, doktor mu olur, öğretmen mi olur, bilim insanı mı olur, yoksa çöpçü mü olur (bir ara bu yapılan işin de çok kıymetli olduğunun farkına vararak ben çöpçü olucam da diyordu 😊), yoksa bambaşka bir şey mi yapar bilemiyorum. Ama hayatı boyunca karşılaştığı problemlere, “Böyle gelmiş, böyle gider.” demek yerine, “Bunu biraz daha iyi nasıl yapabiliriz?” diye bakmasını isterim. Sevgili eşim ile çabamız da hep bu yönde. Çünkü Kaizen bana göre sadece bir üretim sistemi değil. Bir bakış açısı. Bir alışkanlık. Hatta biraz da hayat felsefesi. Ve belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz güzel alışkanlıklardan biri. Büyük değişiklikler her zaman büyük adımlarla başlamıyor.
Ve bazen de bir babanın oğluna sorduğu tek bir soruyla başlıyor: “Baba bunu biraz daha iyi nasıl yapabiliriz?” hedefle, odaklan, başar... Güzel hafta sonları. :)
Sizler de işletmenizde benim yıllar içinde biriktirmiş olduğum ve başarısı kanıtlanmış Japon sistemi ile kültürü güçlendirmek, çalışan özenini ve katılımını artırmak ve sürdürülebilir iyileştirme sistemleri kurmak istiyorsanız, yalın üretim anlayışı ile tanışmak ve gerçekten sahaya yansımasını istiyorsanız Daruma Akademi ile iletişime geçebilirsiniz. Gerçek dönüşüm, sahada uygulanabilen sistemlerle başlar. Hedefle, odaklan, başar…