Bir üretim şirketi neden dışarıdan danışmanlık alsın? • “Biz zaten yalın üretimi biliyoruz.” • “Bizde de Kaizen yapılıyor.” • “5S çalışmamız var.” • “TPM'e zaten başladık.” Evet, bunların hepsi mümkün. Ama bazen mesele ne bildiğimiz değil, bildiklerimizi sahada ne kadar yaşatabildiğimizdir.
Bazen bu soruya şirketlerde verilen cevaplar beni düşündürüyor:
Evet, büyük ihtimalle biliyor. Hatta çoğu üretim şirketinde çalışan insanların önemli bir kısmı, işini dışarıdan gelen bir danışmandan çok daha iyi biliyor. Kabul ediyorum.
Çünkü mesele çoğu zaman bilmemek değil, görememek. Bir fabrikanın içinde yıllarca çalışınca bazı şeyler normalleşiyor.
Özellikle sonuncusu değil mi? 😊 İşte tam burada dışarıdan ve deneyimli bir gözün değeri ortaya çıkıyor. Danışmanın ilk görevi çözüm söylemek değil, “Neden?” diye sormaktır. Çünkü fabrikanın küçük kayıpları, bilançoda küçük kalmaz. Bir makinenin günde 10 dakika gereksiz durması tek başına çok büyük görünmeyebilir.
Bunların her biri tek tek bakıldığında “küçük” problemler olabilir. Ama bunları yıl boyunca, vardiyalar boyunca, makineler boyunca, hatlar boyunca topladığınızda karşınıza gerçek bir maliyet çıkar.
Ve sonunda? Bunların hepsi bilançonun bir yerinde karşımıza çıkar. Yalın düşüncenin en önemli taraflarından biri de burada. Amaç sadece fabrikayı daha düzenli göstermek, makyajlamak değildir. Amaç değer yaratmayan işleri ortadan kaldırmaktır.
Japon üretim kültüründe “Kaizen” sadece büyük projeler yapmak anlamına gelmez. Her gün biraz daha iyi olmak... Problemi saklamak yerine görünür hale getirmek... Problemi çıktığı yerde görmek... Ve en önemlisi, problemi yaşayan insanı çözümün bir parçası yapmak.
Problemin gerçekten nerede olduğunu görmek için sahaya gitmek. Çünkü Excel'deki bir hücre size “makine 23 dakika durmuş” diyebilir. Ama makinenin başındaki operatör size neden 23 dakika durduğunu anlatabilir. Ve bazen o operatörün söylediği bir cümle, hazırladığınız onlarca sayfalık rapordan daha değerlidir. Sahadaki çalışan sadece bir “iş gücü” değildir. Bence üretim şirketlerinin en büyük fırsatlarından biri burada. Makinenin yanında duran, ürünü yapan, kaliteyi kontrol eden, arızayı ilk fark eden, malzemeyi taşıyan, prosesi her gün yaşayan insan... Aslında şirketin en büyük problem sensörlerinden biridir. Ama ona sadece işini yapmasını söylersek bu potansiyeli kullanamayız. “Bu işi daha iyi nasıl yapabiliriz?” diye sorduğumuzda ise başka bir şey ortaya çıkar: Sahiplenme. Ve sahiplenme sadece çalışan memnuniyetiyle ilgili değildir. Doğru yönetildiğinde aşama aşama; daha az fire, daha az duruş, daha az tekrar iş, daha az enerji tüketimi, daha az stok, daha az bekleme, daha az maliyet ve daha yüksek verimlilik anlamına gelir. Yani sahadaki çalışanın fikri, doğru sistemle buluştuğunda doğrudan maliyetlere dokunur. Maliyetlere dokunan her iyileştirme de sonunda finansal sonuçlara dokunur.
Bence iyi danışman fabrikaya gelip bırakın “Ben biliyorum, siz bilmiyorsunuz.” demeyi, ima dahi etmemeli. Tam tersine; “Siz işi biliyorsunuz. Ben de başka yerlerde gördüğüm deneyimleri ve farklı bakış açılarını getiriyorum. Gelin birlikte bakalım.” demeli. Ben buna mentorluk yapmak diyorum. Yol gösterici olmalı, tüm kademe çalışanlarının yanında olmalı, onların destekçisi olmalıdır. Çünkü her fabrikanın çözümü kendine özeldir. Başka bir şirkette çalışan sistemi alıp buraya kopyalamak kolaydır. Ama sürdürülebilir olan, o fabrikanın kendi kültürüne ve gerçeklerine uygun sistemi birlikte geliştirmektir. Danışmanın görevi;
Ve bence en önemli nokta şu: Danışmanlık bir maliyet midir? Eğer sadece rapor, sunum ve eğitim satın alıyorsanız belki. Ama doğru problem üzerinde çalışıyor, sahadaki insanları sürece dahil ediyor ve ortaya çıkan iyileştirmeyi ölçebiliyorsanız, danışmanlık bir maliyet değil, maliyeti azaltmanın, verimliliği artırmanın ve rekabet gücünü geliştirmenin araçlarından biri olabilir. Üstelik iyi danışmanlığın sonunda şirket danışmana artık ihtiyaç duymamalıdır. Çünkü amaç danışmana bağımlı bir sistem kurmak değildir. Amaç;
bir organizasyon oluşturmaktır.
Her şeyi bir anda değiştirmek yerine, her gün biraz daha iyi olmak. Çünkü fabrikalarda büyük maliyetler bazen büyük hatalardan değil, her gün tekrarlanan küçük kayıplardan oluşur. Ve aynı şekilde büyük başarılar da bazen büyük yatırımlardan değil, sahadaki çalışanların her gün yaptığı küçük iyileştirmelerin birikiminden gelir. Benim danışmanlık anlayışımın özeti ise çok basit: Sahaya inmeyen, insanı işin içine katmayan ve finansal sonuca dokunmayan hiçbir sistem gerçekten başarılı değildir. Çünkü; Sahada çalışmayan hiçbir sistem kalıcı olmaz.
Sizler de işletmenizde benim yıllar içinde biriktirmiş olduğum ve başarısı kanıtlanmış Japon sistemi ile kültürü güçlendirmek, çalışan özenini ve katılımını artırmak ve sürdürülebilir iyileştirme sistemleri kurmak istiyorsanız, yalın üretim anlayışı ile tanışmak ve gerçekten sahaya yansımasını istiyorsanız Daruma Akademi ile iletişime geçebilirsiniz. Gerçek dönüşüm, sahada uygulanabilen sistemlerle başlar. Hedefle, odaklan, başar…